GERCEK MUCIZELERIN MASALI / GODAEL

Mucizelere İnanır mısınız?

Ben inanırım!

MUCİZE hayatın kendisidir! Bazen ödüller tuzaklara, kayıp veya başarısızlıklar ödüle ve en önemlisi bir felaket mucizeye dönüşebilir. Bunlar “ Hayatın” bizi koruma, eğitme ve geliştirme yöntemleridir.

Beni tanıyan herkes ne kadar objektif, mümkün olduğunca optimist ve ayakları yere basan biri olduğumu bilir. Aklım her zaman pozitif bilimden yana çalışır, ancak, daima sağduyumu ve hislerimi takip eder. Bu iki kutuplu akıl ve yürek dünyasında yolumun “Kuzey Yıldızı” Sevgi’dir

Evet, yeni hayat, yeni macera… 50 yaşımın arifesinde, aileme “miras” kalacak bir masal hediye etmek istedim. #Gerçek Mucizelerin Masalı – Godael!

Kitap başta tüm aile üyelerime ve kendini benim aile çatımda gören ve kim olduklarını bilen herkese ithaf edilmiştir…

Bu maceraya girmeme sebep ve kitabın fikir babası olan kardeşim Soner’e, varlık sebeplerimiz Annem ve Babama, yolumun ışığı olan, hem cesaret hem editörlük desteği veren eşim Volkan’a ne kadar teşekkür etsem azdır.

Gurur kaynaklarım ikizlerim Can & Ece ve sevgili yeğenim Simay’a, hayat yoldaşlarım Selda, Tufan, Tarkan, Deniz’e ve Filiz Abla’ya yazdığım her süreçte bana destek oldukları ve teşvik ettikleri için çok teşekkür ederim.

Bu mirasın varoluşuna ve nefes almasına destek veren, bir dosttan çok daha fazlasını ifade eden “meleklerim” Mehmet Taner, Zuhal Alyanak Taner ailemizin en önemli parçalarıdır. Ne kadar minnet duysam azdır.

Yayınlanma sürecinde bana mentörlük yapan, ilk andan itibaren adım adım desteğini esirgemeyen ve olağanüstü anlatımıyla kitabın arka kapak yazısını kaleme alan, sevgili dostum Uzay Gökerman’a sonsuz teşekkür borçluyum.

Son olarak, Cinius Yayınevi sahibi sevgili Zeynep Aytekin, editörüm Alp Arslan, kapak çalışmasını yaratan Neslihan Yardımlı ve emeği geçen tüm çalışanlar, sizlerle olmak çok güzel… Yardımlarınız ve desteğiniz için çok teşekkürler…

Hoş geldin “GERÇEK MUCİZLERİN MASALI- GODAEL”!

Evrene ve sizlere emanet ediyorum. Aşkla ve Sevgiyle…

İlknur Akpınar Yücedağ

Reklamlar

Ruhsal Rönesans

Sevgili arkadaşım Zekiye Olgacay “Ruhsal Rönesans” kitabında
“Ruhumuzu”, derin kuyulardan çıkarıp bulutların üzerinde bir evrene taşımak için kilitleri kırıyor ve kapıları açıyor. Her bölümde, tanıdık korkularınızla yüzleşeceğiniz metodları, akıcı bir dille sıralıyor. Yürekten bir cesaretle, hayallerimizin ötesinde ulaşılabilir bir “Ütopya”nın sırlarını veriyor. Sonuna kadar okuyun matriksi yıkın, cennetinizle tanışın…

Baştan aşağıya evrensel boyutta kollektif bilgilerle dolu, büyük bir emek ve dikkatle hazırlanmış bu kitap , tünelin ucunda “Işık” olduğuna inananlar için…

Başucumuzdan eksik etmeyelim…

Emeğine sağlık arkadaşım, yolun açık ve aydınlık olsun…
@zekiyeolgacay
#ruhsalrönesans #zekiyeolgaçay #kitap #Işık #ruh #beden #zihin #regresyon #thrive #dogannovus #ruhsalyolculuğunevreleri #dönüşüm #uyanış #potansiyel #yol #yolculuk #hayallerininveyaratımınınortağı #düşleyenveinananyansıman #sibelayman @dogannovus @sibelayman

Alnımdan öp beni, Govinda!

71088_38308

Alnımdan öp beni, Govinda!

Siddhartha, benim gözümde, olağanüstü  bir ilaçtır…

SİDDHARTHA – Hermann Hesse  

Govinda, Siddhartha’nın önünde bir kez daha eğildi sevgiyle. Sakin sakin oracıkta duran Siddhartha’nın önünde yerlere kadar eğildi.

“Siddhartha,” dedi, “ihtiyarladık artık. Birbirimizi bu kılıkta bir daha zor görürüz. Bakıyorum sen huzura kavuşmuşsun. Ben, itiraf edeyim ki, huzuru bulamadım henüz. Bana, saygıdeğer dostum, bir söz daha söyle, aklımın alacağı, anlayabileceğim bir öğüt ver! Bana yürüdüğüm yolda yardımı dokunacak bir şey bağışla. Çokluk eziyetli, çokluk karanlık bir yol benimkisi, Siddhartha.”

Siddhartha sesini çıkarmadı ve hep aynı suskun gülümsemeyle Govinda’ya baktı. Govinda gözlerini Siddhartha’nın yüzüne dikmiş bekliyordu korkuyla, özlemle. Bakışlarında acı okunuyor, sonu gelmeyen bir arayış, sonu gelmeyen bir bulamayış okunuyordu.

Siddhartha’nın gözünden kaçmadı bu ve gülümsedi.

“Eğil bana doğru!” diye fısıldadı Govinda’nın kulağına. “Eğil bana doğru! Tamam öyle, daha yakına gel şimdi! Çok daha yakına! Alnımdan öp beni, Govinda!”

Govinda afallamıştı, ama yine de büyük bir sevgi ve sezgiyle söylenileni yapıp Siddhartha’ya doğru eğildi, dudaklarını onun alnına doğru dokundurdu. Olağanüstü  bir şeyler oldu birdenbire. Bir yandan  düşünceleri hala Siddhartha’yı tek bir şey olarak tasarlayabilmek için zaman kavramını kafasından silip atmaya boşuna ve gönülsüz çaba harcar, hatta dostunun sözlerine karşı duyduğu küçümseme ona karşı beslediği alabildiğine büyük sevgi ve saygıyla boğuşurken,  bir yandan da aşağıdaki olayı yaşadı:

Siddhartha’nın  yüzünü göremez oldu birden,

onun yerini başka yüzler aldı,

pek çok yüz,

uzun bir dizi halinde yüzler,

bir ırmak olmuş akıp giden yüzler,

yüzlerce, binlerce yüz,

bir belirip bir kaybolan,

ama yine de hepsi aynı zamanda var olur görünen,

sürekli değişen ve yenilenen,

ama yine de hepsi Siddhartha’nın olan yüzler.

Bir balığın yüzünü gördü Govinda,

bir sazanın yüzünü gördü;

bir balığın sonsuz acıyla açılmış ağzıyla, can çekişen bir balığın

 –yeni doğmuş bir çocuğun yüzünü gördü,

buruşuklar içeren pembe yüzünü,

büzülmüş ağlamaya hazırlanan yüzünü

–bir katilin yüzünü gördü Govinda,

katilin elindeki bıçağı bir başkasının karnına sapladığını gördü

–aynı anda aynı katili zincire vurulmuş yerde diz çökerken

ve başı bir celladın kılıç darbesiyle uçurulurken gördü.

–sevişme pozisyonunda vücutlar,

çılgınca sevişip boğuşan çıplak erkek ve kadın vücutları gördü.

–cesetler gördü yerde uzatılmış, sessiz, soğuk, hoş

–hayvan başları gördü, domuzların, timsahların, fillerin, boğaların, kuşların başlarını

–Tanrılar gördü,

bütün bu varlıkları ve yüzlerini birbirleriyle binlerce değişik ilişki içinde gördü.

Her biri başkalarına yardım elini uzatıyor,

başkalarını seviyor,

başkalarından nefret ediyor,

başkalarını yok ediyor,

onları yeniden doğuruyordu;

her biri ölümü istiyordu,

her biri geçici olmanın tutkuyla karışık acılı bir itirafıydı,

ama yine de hiçbiri ölmüyor,

hepsi yalnızca değişiyor,

sürekli yeniden doğuruluyor,

sürekli yeni bir yüzle donanıyor,

ama bir yüzle ötekisi arasında zaman denilen şey yer almıyordu.

–ve bütün bu varlıklar ve yüzler bir dinginlik içindeydi,

sürekli akıyor,

birbirlerini üretiyor,

yüzüp gidiyor,

iç içe giriyordu

ve hepsinin üzerinde ince bir şey vardı,

varlıktan yoksun, gene de var olan bir şey,

ince camdan ya da buzdan bir örtü,

saydam bir zar, bir kabuk ya da sudan bir maske

ve bu maske gülümsüyordu

ve bu maske Siddhartha’nın gülümseyen yüzüydü;

onun, Govinda’nın tam o anda dudaklarıyla dokunduğu yüzü.

Ve Govinda’nın gördüğüne göre, maskenin bu gülümsemesi,

binlerce doğum ve ölüm üzerinde eşzamanlılığın bu gülümsemesi

tıpatıp Gotama’nın gülümsemesiydi;

aynı sessiz,

ince,

iç yüzü kestirilemeyen,

belki iyi yürekli,

belki alaylı,

bilge,

bin bir yüzlü gülümsemesiydi.

..bizzat Govinda’nın yüzlerce kez huşuyla izlediği gülümsemesiydi Gotama’nın, Buddha’nın.

Govinda, mükemmelliğe kavuşmuş kimselerin böyle gülümsediğini biliyordu.

Zaman var mı yok mu,

bu seyir bir saniye mi,

yoksa yüz yıl mı sürdü bilemez olan,

bir Siddhartha, bir Gotama,

bir ben ve bir sen var mı yok mu,

bundan böyle bilemeyen Govinda,

can evinden adeta Tanrısal bir okla yaralanmış,

tatlı bir okla,

can evinden büyülenmiş

ve dağılıp çözülmüş bir halde

Siddhartha’nın yüzüne,

az önce öptüğü,

az önce bütün o varlıkların,

bütün oluşumların,

bütün varoluşun sahnelendiği bu yüze,

bir süre daha eğilmiş durdu öylece.

Binlerce çeşitliliğin üzerinde yansıyıp kaybolduğu yüz değişmemişti,

Siddhartha gülümsüyordu

sessizce,

yavaşçacık ve

yumuşacık gülümsüyordu,

belki pek iyi yürekli,

belki pek alaylı,

tıpkı onun gülümsediği,

o ulu kişinin gülümsediği gibi.

Yerlere kadar eğildi Govinda, kocamış yüzüne yaşlar süzülüyordu farkında olmadan, alabildiğine içten duyduğu bir sevgi, alabildiğine alçakgönüllü bir saygı kor gibi yanıyordu yüreğinde. Govinda, kımıldamadan oracıkta oturan Siddhartha’nın önünde yerlere kadar eğildi. Dostunun gülümsemesi her şeyi anımsatıyordu ona; yaşamında o zamana kadar sevdiği, o zamana kadar kutsal gözüyle baktığı her şeyi.

Johari Penceresi

image

Adini joe luft ve harry ingram isimli arastirmacilardan almis olan bir iletisim modelidir. iletisim vasitasiyla iki (ya da daha fazla) kisi arasindaki iliskinin derinlik kazanma surecidir. joe luft ve harry ingram, dort esit cerceveden olusan bir pencere sablonu onesurmuslerdir. 1. cerceve diger kisinin (kisilerin) de bildigi kisinin kendisiyle ilgili acik penceredir. 2. cerceve, kisinin kendisin farkinda olmadigi, ancak karsidaki kimsenin bildigi kor penceredir. (1. ve 2. cerceveler pencerenin ust kismindadir) 3. cerceve(1. cervevenin altindadir) karsidaki kimsenin bilmedigi, kisinin bilincli olarak sakladigi gizli penceredir. 4. cerceve (2. vercevenin altinda) kisinin ne kendisinin ne de karsindakinin farkinda olmadigi, hipnoz, kisilik testi, psikoanaliz gibi yontemlerle varligindan haberdar olunan bilincsiz penceredir.
1 2
3 4
1. pencerenin acilmasiyla (genislemesiyle) 3. pencere de otomatik olarak ayni olcude genislerken, 2. ve 4 . pencereler de o olcude kapanir(daralir). ayni sekilde 2. pencerenin acilmasiyl 1. ve 3. pencereler kapanir. pencerelerin acikligi-kapaliligi kulturden kulture, kisiden kisiye degismektedir.
image

(nuibe yoshinari [an introduction to japanese language teaching] s:110)

Android için WordPress ile gönderilmiştir

Eski Bir Tapınak Yazıtı

image

Gürültü ve patırtının ortasında sükunetle dolaş , sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma . Başka türlü davranmak açıkca gerekmedikce herkesle dost olmaya çalış . Sana bir kötülük yapıldığında , verebileceğin karşılık unutmak olsun …

image

Bağışla ve unut . Ama kimseye teslim olma , içten ol ; telaşsız , kısa ve açık seçik konuş . Başkalarına da kulak ver . Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları ; çünkü dünyada herkesin anlatacak bir öyküsü vardır …

image

Yanlız planlarının değil , başarılarının da tadını çıkarmaya çalış . İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen ; hayattaki dayanağın odur . Seveceğin bir iş seçersen , yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın . İşini öyle sev ki , başarıların , bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın …

image

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol . Sevmediğin zaman sever gibi yapma . Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme . İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz . Ve unutma ki , insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri , sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir …

image

Aşka burun kıvırma sakın , o çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir .

image

O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma …

image

Kaybetmeyi , ahlâksız bir kazanca tercih et . İlkinin acısı bir an , ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer . Bazı idealler o kadar değerlidir ki , o yolda mağlûp olman bile zafer sayılır . Bu dünyada bırakabileceğin en iyi miras dürüstlüktür …

image

Yılların geçmesine öfkelenme ; gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe .

image

Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme .

image

Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman , yelkenlerini rüzgara göre ayarla . Çünkü dünya , karşılaştığın fırtınalarla değil , gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir .

image

Arasıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki , evreni yargılamak imkansızdır . Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol …

image

Hatırlarmısın doğduğun zamanları ? ; sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu .

image

Öyle bir ömür geçir ki , herkes ağlasın öldüğünde , sen mutlulukla gülümse . Sabırlı , sevecen , erdemli ol . Eninde sonunda bütün servetin sensin .

image

Görmeye çalış ki , bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen , dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır …

image

(Xsentos , İ.Ö. IX)

Eski Bir Tapınak Yazıtı

Android için WordPress ile gönderilmiştir